aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Temmuz 2018 Pazartesi
23 Nisan 2018 Pazartesi
Clarissa / Stefan Zweig
Etiketler:
asker,
aşk,
Avrupa,
Birinci Dünya Savaşı,
biyografi,
Clarissa,
çocuk,
Kitap İnceleme,
psikiyatır,
psikoloji,
roman,
savaş,
Viyana,
Zweig
10 Kasım 2017 Cuma
10 Kasım
Ağaçlar Ayakta Ölür
Merhaba Ata'm!
Yine bir 10 Kasım sabahı... Aradan geçen yıllara inat sen dimdik ayaktasın hâlâ ve ben aynı soruyla doluyum yine: Kimsin sen? Ne kadar tanıyoruz ve ne kadar anlayabildik seni? Sen hayranlık duyduğum insan, sen en büyük aşkım, söyle kimsin? Ya da naçizane ben söyleyeyim: Parçaları yerlerine koydukça tamamlanmaya başlayan zihin rehberim, yaşamı anlama kılavuzumsun...
Sen sadece bir lider, bir asker, bir öğretmen, bir gazi ya da sıradan bir kahraman değilsin benim için. Hâlâ anlamak için çabaladığım, hâlâ tanımaya çalıştığım, izini takip ettiğim bir dehasın, iki kapılı handa bir fenersin ruhuma. On Kasım'larda ağıtlar yaktığım biri değilsin, olmamalısın da, benim gibi on binlerce ana, öğretmen, kısacası sayısız vatan evladı için... Her on kasım, ülkemi, dünyamı ve kendimi sorgularım ben; göz yaşı döken değil, okuyan, sorgulayan, çalışan ve daima ileriyi hedefleyen bir ulus isteyen büyük önderim için.
Bazen putlaştırılan, bazen de hunharca heykelleri parçalanan ama zamana inat hep ayakta kalan yüce çınar, beni ben yapan değer, atam, büyük sevdamsın sen, henüz bitiremediğim pazılımsın, parçaları birleştirdikçe derinleşen ve anlam kazanan...
Şimdi "anıyoruz" diyorlar, hatırlamaya çalışıyorlar ilke ve devrimlerini. Hatırlamak için önce unutmak gerek, unutuldu mu ki yapıp ettiklerin, sözlerin!..
Ben unutmadım Ata'm, emanetini, ilkelerini, savaşçı ruhunu, azmini, zekanı, devrimlerini... Her sabah yatağımdan mavi gözlerinin ışıltısına bakarak uyanıyorum, bir tablodan daha ötesisin benim için. O ışık bana "kalk diyor, çalış, pes etme, doğru ol, dürüst ol! Uyan, aç gözünü, daha çok oku, araştır!" Ben senden öğrendiklerimi hiç unutmadım Ata'm.
Senin onurun ulusundu, benim onurum da sen oldun hep. Sen rahat uyu, diyorlar ya, aldırma! Bıraktığın emanetleri çok da hor kullandılar yıllarca, vicdanım sızlar tersini söylersem eğer. Ata'm, uyandır aymazları!.. Anlamaya çalışmayanlara inat, uyandır gençlerimizi. Neden mi? Asıl zorlu savaş bundan sonra çünkü. Sen bilim dedin, sanat dedin, özgürlük dedin, bağımsızlık dedin; şimdi bilim, sanat can çekişiyor; bağımsız ve özgürüz demeye bile dilim varmıyor. Ölümünün üzerinden yetmiş dokuz yıl geçmiş ama... Ne kadar anladı bu ülke seni ve sözlerini, yaptıklarını, ilkelerini...
Üzgünüm Ata'm. Sen dimdik ayaktasın ama bizler hâlâ emeklemeye çalışıyoruz gölgende. "İzin"den çıkıp "iz"ini takip etmeye başlayacağımız günlerin ümidiyle bir 10 Kasım daha...
...
...
14 Eylül 2017 Perşembe
Amok Koşucusu / Stefan Zweıg
"Elimizde kalan son insan hakkı herhalde şudur: Canının istediği şekilde geberme hakkı... ve dışarıdan bir yardımla rahatsız edilmeme hakkı."
Pek çok türde olağan dışı ve oldukça etkili, yetkin eserler veren Viyana doğumlu Stefan Zweig, bir kez daha sarıp sarmaladı ruhumu. Yaşamı boyunca kafasını meşgul eden ölüm hakkını, eşiyle birlikte intiharına kadar devam ettiren yazar, bu eserinde de oldukça ilginç bir bakış açısı sergiliyor.
Amok, Malezya halkında görülen bir çeşit delilik, anlamsız saplantılar sonucu ortaya çıkan ölümcül bir delilik hali. Önce durgunluk, kararsızlık, kibir, nefret sonra da birden beliren koşma arzusu, kudurma belirtileri, tiz çığlıklar...
11 Ağustos 2017 Cuma
Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş / Jose Saramago
"... sonsuza dek süren bir şey yoktur, ölüm bile sonsuz değildir..."
Saramago yine roman içinde felsefe yapmaya devam ediyor. Ölümü ve yaşamı sorgulatıyor bizlere. Ölüm olmasa yaşam olur muydu, aslolan yaşam değil de ölüm mü yoksa?
Hiç kimsenin ölmediği, ölümün görevden el çektiği bir yerde yaşanabilecek tek şey kaostur. Yaşamın temel kuralı alt üst olur, doğumlar devam eder, hastalar ne gidebilir ne de kalır. Sağlıkla ölüm arasına sıkışır insanoğlu ve giderek yığılma başlar o şehirde. İnsanlar ölümü arar hale gelirler, çaresizlik onları ölümün olduğu başka şehirlere taşır.
Yılın ilk günü başlayan "hiç ölen yok" krizi giderek büyür ve ölümün ortadan kalkması, insanlığın yüzyıllardır hayalini kurduğu ölümsüzlük arayışını büyük bir hayal kırıklığına dönüştürür. Zira kazalar, hastalıklar, felaketler devam etmektedir. Ölümün görevden el çekmesi, insanları genç, sağlıklı ve dinç kılmaz, tam tersi yaşlı, hasta, sakat ve ömrü bitmiş insanların arada kalması işkencesine dönüşür. Tabi her durumda olduğu gibi, fırsatçılar devreye girer. Mafya, devletle işbirliği yapar, yalanlar, talanlar çığ gibi büyür. Ölümü bekleyenler ailelerine ve akrabalarına yük olmaya başlar. İnsanlar ölmüyor ama zaman da durmuyor ne yazık ki!..
Ölüm ve ölümsüzlük hakkında pek çok şey söylenmiş, uğruna çabalar sarfedilmiş ama insanlığın beklediği hiçbir zaman böyle bir sonuç olmamıştır. Herkesi çaresiz bırakan bu durum, şaşkınlık yarattığı kadar çelişkilere ve ahlaki çöküşlere de yo açacaktır. Ölümün insanlar arasına geri dönüp görev başı yapmasıysa ayrı bir trajedi olarak karşımıza çıkacak tabi ki!..
Roman iki bölüm ve birbirine bağlı iki ayrı hikaye gibi düşünülebilir. Ancak Saramago'nun sayfa düzeni, bölüm başı, paragraf başı, noktalama gibi kurallara uymadığını düşünürsek, "ertesi gün hiç kimse ölmedi" sözüyle başlayıp bitiyor diyebiliriz.
"Ölüm yatağa döndü, adama sarıldı, o hiç uyumazdı ama bu kez daha ne olduğunu bile anlamadan uyku göz kapaklarını yavaşça örttü. Ertesi gün hiç kimse ölmedi."
Farklı bir anlatım tekniği var yazarın, buna artık alıştık hepimiz. Felsefesi de oldukça farklı, hayatı, dinleri, yaratılışı, var oluşu, yok oluşu, insani ilişkileri ve pek çok şeyi algılayışı...
Başkaları ne hissediyor bilemem ama ben, Saramago okuyunca sahip olduğum her şeyin kıymetini bir kez daha anlıyorum ve her şeyi yeniden sorguluyorum. Bu da çok hoşuma gidiyor. Eğer hiç Saramago okumadıysanız, bence siz de bir deneyin!
1998 Nobel Edebiyatı ödülünün sahibi Saramago, en sevdiğim yazarlar listesinde üst sıralarda yer almaya devam ediyor. Favori kitabımsa hala Körlük. Saramago'yu yıllar önce Körlük'le tanıyıp sevdim, diğer kitaplarını ise yeni keşfediyorum, ne yazık ki!.. Kabil ve Filin Yolculuğu'ndan sonra Ölüm Bir varmış Bir Yokmuş geldi elime. Artık Saramago adını duyunca, mutlulukla elime alıyorum kitabı, tereddütsüzce... Sanırım sırada Görmek var, onu da hevesle okuyup anlatacağımdan eminim.
19 Ekim 2016 Çarşamba
Sabahattin Ali
Kürk Mantolu Madonna
"Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır."
İnsanlar, ne bulacaklarını tahmin ettikleri şeyleri araştırır genellikle. Sabahattin Ali de bu genel yargıya katılmaktadır. Ne var ki, tesadüfler de insanı bazen, içinde ne olduğunu bilmediği şeylere yöneltir. İşte roman kahramanı ile böyle karşılaşmıştır anlatıcımız. Raif Efendi'yi tanıması, böylesi bir tesadüfün hediyesidir aslında.
İnsanlar, ne bulacaklarını tahmin ettikleri şeyleri araştırır genellikle. Sabahattin Ali de bu genel yargıya katılmaktadır. Ne var ki, tesadüfler de insanı bazen, içinde ne olduğunu bilmediği şeylere yöneltir. İşte roman kahramanı ile böyle karşılaşmıştır anlatıcımız. Raif Efendi'yi tanıması, böylesi bir tesadüfün hediyesidir aslında.
Etiketler:
1943,
aşk,
hicran,
hüzün,
insan,
Kitap İnceleme,
Madonna,
ölüm,
roman,
Sabahattin Ali,
tablo,
tutku,
Türk edebiyatı
13 Ekim 2016 Perşembe
MARINA FIORATO / ŞİFACI
Venetian Contract
Okuyacak kitabım kalmadı diye sızlanırken bir dostum, elinde bir paketle çıkageldi. Bir edebiyat sevdalısına verilecek en güzel hediyeyle...
Kitap her zaman en yakınım, en büyük eğlencem, çoğu zaman da sığındığım bir liman olmuştur. Kimi zaman öğrenmek için, kimi zaman eğlenmek için ama en çok da dertleşmek için hep yanımdadır kitaplar, en dara düştüğüm anlarda bile.
Sadece okumak için değil, vizyon edinmek, yeni eski farklı dünyalar tanımak, ruhen rahatlamak, en önemlisi de, hoşça ve dolu dolu zaman geçirmek isteyen herkese verilebilecek en güzel hediye bir kitap olsa gerek. Çok şanslıyım ki, hâlâ bana kitap hediye eden yakınlarım ve dostlarım var.
"Yarının ne getireceğini kimse bilemez ama umutlu ve cesur olup her şeyin yolunda gideceğine güvenmek zorundasın."
Etiketler:
aşk,
at,
Feyra,
Kitap İnceleme,
mimar,
Nurbanu,
Osmanlı,
ölüm,
Palladio,
savaş,
Sultan Murat,
Sultan Selim,
veba,
Venedik,
yangın
11 Haziran 2016 Cumartesi
Çocuk Nazım
1902'de Selanik'te doğan Nazım Hikmet, pek çok şair gibi önceleri tarzını arar. Çeşitli sanatçıların ve sanat anlayışlarının etkisinde kalır. Yıllar içinde olgunlaşacak kaleminin ilk şiiri Yangın'ı yazar önce. Kendi deyimiyle bu şiirin ölçüsü uydurmaydı, dili de Osmanlıca taklidi... Yani ne aruzdu ne hece, serbest vezniyse henüz bilmiyordu Nazım, o yıllarda Tevfik Fikret'in etkisindeydi ama çocukça, bilinçsiz bir etkilenişti bu. Sonra ikinci şiir geldi arkasından, Çanakkale'de şehit olan dayısı için yazdığı... Bir de Yahya Kemal'e okuttuğu bir kedi şiiri...
Koca Nazım böyle başladı işte şiire, o dev dizeler zamanla büyüdü çocuk şair büyüdükçe...
29 Nisan 2016 Cuma
Sakkara'nın Kumları / Glenn Meade
The Sands of Sakkara
"İnanılmaz bir planımız vardı. Müttefikleri kargaşaya sürükleyecek ve Avrupa'yı istila etme isteklerini yıkacaktık. Almanya'nın savaşı kazanmaya ne kadar yaklaşmış olduğunu tahmin edemezsiniz." diye başlıyor kitap (yazarın SS Generalinin müttefik sorgulayıcılara verdiği bilgilerden, açıklamasıyla).
Roman tarihten esinlenilerek yazılmış bir kurguya sahip. İkinci Dünya Savaşı'nda Mısır'da geçen olaylar anlatılıyor. 1939'da başlayan olaylar zinciri, 1943'te Ortadoğu'ya önemli bir toplantı için gelen Roosevelt ve Churchill'i Nazilerin öldürmeyi planlamasıyla daha da ilginçleşiyor.
28 Nisan 2016 Perşembe
Gerilim Romanları 1
Bir günah keçisi mi bulunmalı mutsuzluğa, gerilime, savaşlara?
Gerilim, korku, polisiye romanları ve fantastik türler...
Edebiyatın baş köşesinde olmasalar da her zaman belli bir okur kitlesine sahiptir bu tarz romanlar. Özellikle günümüzde genç okurların ilgi alanına giren türlerdir bunlar. Bazıları sadece korkutup gererken bazıları edebi değer açısından da okunmaya değer. Bunlar içinden rastgele seçtiğim bazılarını paylaşmak istiyorum. Çok çok beğendiklerimi de ayrıca belirtirim. Şimdilik kısa cümlelerle bu kitapları hatırlatmakla yetineceğim.
Kütüphanemden seçkiler :
The Taking
Molly ve Nell sağanak yağmurla uyandıklarında, dünyanın sonunun geldiği hissine kapılırlar. Yaşadıkları kasabayı sular altında bırakan yağmur, aynı zamanda dış dünyayla olan bağlantıyı da koparır. Yaşantılarını büsbütün değiştirecek olan olaylar zinciri böyle puslu ve bol sulu bir günle başlar.
Etiketler:
aşk,
fantastik roman,
gerilim,
heyecan,
istila,
Kitap İnceleme,
korku,
puslu,
vampir,
yağmur,
zihin okuma
3 Şubat 2016 Çarşamba
Kimya Hatun / Saide Kuds
Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin Hareminden / Kimya Hatun Saide Kuds'un ilk romanıdır. 2006'da yayımlandığında İran'da Parvin Etesami Edebiyat Ödülü'ne sahip olmuştur. Eser, Kimya Hatun kadar, Mevlana ve Şems'in de hikayesidir.
Halk Hikayeleri
Halk diliyle oluşan halk hikayesi, masal, destan gibi türler, sözlü geleneğe bağlı, dilden dile ve nesilden nesile aktarılarak gelişen ürünlerdir. Halk hikayeleri destandan öyküye geçişin köprüsü kabul edilen anlatılardır. Bunlar olay çevresinde gelişirler, bugünkü öykü ve romanın sözlü edebiyattaki en eski şekilleridir. Dede Korkut öyküleri ise destanla halk hikayeleri arasında köprü kurar.
Etiketler:
anonim,
aşk,
Benim Köşem,
destan,
halk,
hikaye,
kahramanlık,
kültür,
sözlü
Divan Şiiri
Anadolu'da 13. yüzyılda başlayan ve 19. yüzyılın sonlarına kadar süren, kendine özgü kuralları olan bir şiir geleneği vardır. Bu şiir geleneği, Türkler islamiyeti kabul ettikten sonra, Arap ve İran edebiyatlarının etkisinde gelişerek oluşmuştur.
Türk şairleri tarafından başlangıçta taklit edilen, sonraki dönemlerde daha üstün örneklerle devam eden Divan şiiri, yeni bir edebiyat anlayışı ve yeni bir dil olarak karşımıza çıkmıştır ve 6. yüzyıl boyunca varlığını sürdürebilmiştir.
30 Ocak 2016 Cumartesi
İlahi Komedya ( Divina Commedia) / Dante Alighieri
1265 - 1321 yıllarında yaşamış olan ünlü İtalyan şairi Dante, büyük ününü İlahi Komedya'ya borçludur. Üç ciltlik İlahi Komedya, modern İtalyancanın temel taşıdır ve Dünya edebiyatının da baş eserlerinden kabul edilir.
27 Ocak 2016 Çarşamba
Gölgede Kalan Yıllar / Memet Fuat
"Piraye öldü. Dün gece. Kaçta bilmiyorum. Bir iki kaşık süt içirmeye çalışıp başaramadığımızda saat yediyi biraz geçiyordu. Yan çevirip üstünü örttük. İki gündür gözlerini açmıyor, hiçbir şey yemek istemiyordu. Sürekli uykuda gibiydi."
Piraye ile Nazmı ve aralarındaki büyük aşk, ardından gelen ayrılık... Her ikisinin de geçmişleri, aile bağları, çevrelerindeki sanatçılar ve tabi İstanbul...
12 Ocak 2016 Salı
Göçebe / Stephenıe Meyer
Bilim kurgu romanı Göçebe'de, bir ruh göçünü takip edeceksiniz. Aynı bedende iki ruh, yaşanan ikilem ve işgalci ruhlar...
Etiketler:
aşk,
beden,
büyüleyici,
göçebe,
heyecanlı,
Kitap İnceleme,
mücadele,
ruh,
ruh göçü
26 Kasım 2015 Perşembe
Anıtkabir
Kasvetli kasım günlerinin en huzur veren etkinliği...
Ata'mı ziyaret ettim bugün bir kez daha. Yaşadığımız buhranlı günlerin karanlığını geride bırakıp Ata'mın ışıltısını yüreğimde toplayıp döndüm. Bazı insanlar için yaşarken gölgesi bile yeter deriz ya, o da öyle işte... Bazen bir ziyaret, bazen bir fotoğraf, varlığıyla hep ışık oldu hayatıma, bugün umutla doldum bir kez daha.
Aynı zamana doğup hayatının bir parçası olmayı isteyeceğim ender insan, gerçek bir lider, büyük adam... Ölümünden sonra bile hissedilen bir enerjisi var onun, işte ben her güne o enerji yüklü gözlerine bakarak başlarım Ata'mın. Yatak odamın duvarında İbrahim Çallı'nın yağlı boya bir tablosundan fotoğraflanmış portresi asılı, onunla 'günaydın' derim her sabah yeni umutlara, yeni nefeslere, yeni güne... İşte Anıtkabir ziyareti de benim için böyle bir şey, yaşadığı hayattan çok şey öğrendiğim o dahiye yürekten bir selam götürdüm bugün yine.
İlk öğretmenim, ilk aşkım, büyük Ata'm merhaba!..
13 Kasım 2015 Cuma
Yağmurlar ve Topraklar / Necati Cumalı
Necati Cumalı Tütün Zamanı adıyla Zeliş, Yağmurlar ve Topraklar, Acı Tütün üçlemesini yazar. Ege yöresini anlatan bu romanları yazar, gerçekçi bir üslupla kaleme almıştır. Üçlemenin ikinci kitabı olan Yağmurlar ve Topraklar'da, aşkı, Anadolu'da görev yapan aydınların çilesini, tutucu köy halkını, yalnızlıkları işler. Bütün bunları anlatırken bir yandan da doğayla mücadele sergilenir romanda.
9 Kasım 2015 Pazartesi
Cemile / Orhan Kemal
Etiketler:
Adana,
aşk,
fabrika,
işçi,
iyimserlik,
Kitap İnceleme,
roman,
toplum,
umut,
yoksulluk
3 Eylül 2015 Perşembe
Son Nefes
Son nefes
Acımasız gardiyanın anahtar şıkırtısı
Mahkumiyetin en ağırı
Damarlara işleyen serumun acısı
Tüketilmiş sevdalar, umutlar
Ve alınan son nefes...
Bir boy beyaz Amerikan bezi
Biraz gözyaşı, nasıl bilirdiniz sorusu
Ardından kafesten uçan özgür kuş...
















