hayal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2019 Pazartesi

Mavim






Anımsıyorum
Ne vardı ortalıkta maviden başka
Sadece bir martı - o da maviyle beslenen -
Gördün mü demiştim kendi kendime
Mavilik de çocukluk gibi
Unutulmayacak hiç.

Edip Cansever


Renklerin şahı, rüyalarımın perisi mavi... Sadece bir renk değil, bir zenginlik aynı zamanda, umudun, yaşama sevincinin, hayalin, sevdanın zengini mavi...

Aman nazar değmesin diye diye her yere taşıdığımız, bunaldıkça başımızı göğe çevirip derin derin soluduğumuz, denizin beyaz köpükleri arasından bakıp en güneşli sabaha gülümsediğimiz  mavi...  

Mavim benim en derin umudum, hangi renge karıştırırsam karıştırayım, hiç gücenmeyen, hep umut yüklü resimler boyadığım mavi... Güven veren, huzurlu enerjisiyle dinginliğimin sahibi mavi...

Merhabayı esirgeyen herkese uzattığım sevgi çiçeğim mavi, mavim, en güzel rengim, sessizliğimin sesi mavi...

15 Mayıs 2018 Salı

Kör Baykuş / Sâdık Hidâyet




"Bugünkü İran'ın en büyük yazarı, ölümünden birkaç yıl öncesine kadar, ülkesinde çok dar bir çevrede tanınıp seviliyordu. Buna karşılık Avrupa, onun eserlerini günden güne dikkatle izliyor, Londra ve Moskova'da sık sık küçük hikayeleri yayımlanıyordu. Kendi yurdunun dişli ama tapon yazarları ise, Hidâyet'in eserlerini reddetmekte, hatta gençliği coşturan popüler dilini alaya almaktaydılar. Bugün ölümünden on yıl sonra, herkesçe İran'ın en önemli yazarı kabul ediliyor, hatta bir zamanki hasımları da ölümünü sömürerek acıklı akıbeti üzerine gösteriş yasları tutuyorlar."   
                                                                                                                                                                                                                                                                         Bozorg Alevî

11 Ağustos 2017 Cuma

Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş / Jose Saramago



"... sonsuza dek süren bir şey yoktur, ölüm bile sonsuz değildir..."


Saramago yine roman içinde felsefe yapmaya devam ediyor. Ölümü ve yaşamı sorgulatıyor bizlere. Ölüm olmasa yaşam olur muydu, aslolan yaşam değil de ölüm mü yoksa? 

Hiç kimsenin ölmediği, ölümün görevden el çektiği bir yerde yaşanabilecek tek şey kaostur. Yaşamın temel kuralı alt üst olur, doğumlar devam eder, hastalar ne gidebilir ne de kalır. Sağlıkla ölüm arasına sıkışır insanoğlu ve giderek yığılma başlar o şehirde. İnsanlar ölümü arar hale gelirler, çaresizlik onları ölümün olduğu başka şehirlere taşır.

Yılın ilk günü başlayan "hiç ölen yok" krizi giderek büyür ve ölümün ortadan kalkması, insanlığın yüzyıllardır hayalini kurduğu ölümsüzlük arayışını büyük bir hayal kırıklığına dönüştürür. Zira kazalar, hastalıklar, felaketler devam etmektedir. Ölümün görevden el çekmesi, insanları genç, sağlıklı ve dinç kılmaz, tam tersi yaşlı, hasta, sakat ve ömrü bitmiş insanların arada kalması işkencesine dönüşür. Tabi her durumda olduğu gibi, fırsatçılar devreye girer. Mafya, devletle işbirliği yapar, yalanlar, talanlar çığ gibi büyür. Ölümü bekleyenler ailelerine ve akrabalarına yük olmaya başlar. İnsanlar ölmüyor ama zaman da durmuyor ne yazık ki!..

Ölüm ve ölümsüzlük hakkında pek çok şey söylenmiş, uğruna çabalar sarfedilmiş ama insanlığın beklediği hiçbir zaman böyle bir sonuç olmamıştır. Herkesi çaresiz bırakan bu durum, şaşkınlık yarattığı kadar çelişkilere ve ahlaki çöküşlere de yo açacaktır. Ölümün insanlar arasına geri dönüp görev başı yapmasıysa ayrı bir trajedi olarak karşımıza çıkacak tabi ki!..

Roman iki bölüm ve birbirine bağlı iki ayrı hikaye gibi düşünülebilir. Ancak Saramago'nun sayfa düzeni, bölüm başı, paragraf başı, noktalama gibi kurallara uymadığını düşünürsek, "ertesi gün hiç kimse ölmedi" sözüyle başlayıp bitiyor diyebiliriz.

"Ölüm yatağa döndü, adama sarıldı, o hiç uyumazdı ama bu kez daha ne olduğunu bile anlamadan uyku göz kapaklarını yavaşça örttü. Ertesi gün hiç kimse ölmedi."



Farklı bir anlatım tekniği var yazarın, buna artık alıştık hepimiz. Felsefesi de oldukça farklı, hayatı, dinleri, yaratılışı, var oluşu, yok oluşu, insani ilişkileri ve pek çok şeyi algılayışı... 

Başkaları ne hissediyor bilemem ama ben, Saramago okuyunca sahip olduğum her şeyin kıymetini bir kez daha anlıyorum ve her şeyi yeniden sorguluyorum. Bu da çok hoşuma gidiyor. Eğer hiç Saramago okumadıysanız, bence siz de bir deneyin!

1998 Nobel Edebiyatı ödülünün sahibi Saramago, en sevdiğim yazarlar listesinde üst sıralarda yer almaya devam ediyor. Favori kitabımsa hala Körlük. Saramago'yu yıllar önce Körlük'le tanıyıp sevdim, diğer kitaplarını ise yeni keşfediyorum, ne yazık ki!.. Kabil ve Filin Yolculuğu'ndan sonra Ölüm Bir varmış Bir Yokmuş geldi elime. Artık Saramago adını duyunca, mutlulukla elime alıyorum kitabı, tereddütsüzce... Sanırım sırada Görmek var, onu da hevesle okuyup anlatacağımdan eminim.

27 Haziran 2016 Pazartesi

Nazım


Nazım, önceleri ölçü ve kafiye gibi kuralları olan, katı bağlarla bağlı bir anlatım yoluyken, günümüzde artık serbest nazım kavramı yaygınlaştı. Aslında tam olarak bir tanımı bulunmayan nazım ya da şiir için, ölçülü kafiyeli söz denirdi ama şimdi bu tanımı da rafa kaldırmış bulunuyoruz. 

Arapça "dizmek" anlamına gelen nazım, estetik değer taşıyan sözler ve imgelerle kurulu, sıra dışı bir anlatı türüdür. İsteyen ölçü ya da kafiye kullansın, isteyen aliterasyon, asonans yapsın, isteyen akrostiş... Duygu, düşünce ve hayali bir başka türlü anlatma yoludur aslında nazım yani şiir. Farklıdır işte, kendine özgüdür.


"Bakıp imreniyorum akınına
   Şehrin üstünden geçen bulutların
Belki gidiyor onlar yakınına
Rüyamızı kuşatan hudutların"

Ahmet Muhip Dıranas, Şehrin Üstünden Geçen Bulutlar'da ahenk ön plandadır ve sözler, cümle kurallarının ötesinde bir düzenle kurulmuştur: şiirsel anlatı düzeni (her şairde kendine özgü). İfade kurguları, cümle kuruluşları sözdizimi kurallarına göre değil, şiirsel estetiğe, ahenge göre ayarlanmıştır.

"Akşam, yine akşam, yine akşam
Bir sırma kemerdir suya baksam
Akşam, yine akşam, yine akşam
Göllerde bu dem bir kamış olsam"

dizelerinde de Ahmet Haşim, akşam vaktinin kendisinde yarattığı duyguları Bir Günün Sonunda Arzu şiirinde böyle anlatmıştır. Ses, söz ve dize tekrarının yarattığı ahenk dikkat çekicidir. İçten gelen duygular kadar, doğanın insan üzerinde bıraktığı etkileri anlatan şiirlerdendir Bir Günün Sonunda Arzu. Lirik ve semboliktir. Bir başka lirik şiirde ise şair farklı estetik unsurlarla sözü şiirleştirir. Edgar Allan Poe'nun Annabel Lee şiirinde olduğu gibi.

"İsmi Annabel Lee
Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten
Sevmekten başka beni
O çocuk, ben çocuk, memleketimiz
O deniz ülkesiydi
Sevdalı değil, karasevdalıydık
Ben ve Annabel Lee
Göklerde uçan melekler bile
Kıskanırdı bizi

Bir gün işte bu yüzden göze geldi
O deniz ülkesinde
Üşüdü rüzgarından bir bulutun
Güzelim Annabel Lee
Götürdüler el üstünde
Koyup gittiler beni
Mezarı ordadır şimdi
O deniz ülkesinde

Kimi zaman idillerle egloglarla anlatılır duygular doğa aşığı ozanlarca: "Daha deniz görmemiş bir çoban çocuğuyum" der gibi. Kemalettin Kamu söyleyişiyle...

"Madem ki kara bahtın adını koydu çoban
Nasıl yaşadığından, ne yiyip içtiğinden
Çıngırak seslerinin dağlara dediğinden
Anlattı, uzun uzun
Şehrin uğultusundan usanmış ruhumuzun
Nadir duyabildiği taze bir heyecanla
Karıştım o gün bugün bu zavallı çobanla
Bingöl yaylalarının mavi dumanlarına
Gönlümü yayla yaptım Bingöl çobanlarına"

Dedim ya hepsi de kendine özgü, olağan söyleyişten farklı ve sıradanlıktan uzak. Nazmı nazım yapan bu değil mi? Şiirsel estetik olmadan, imgelere dokunmadan, hayal suyunu yudumlamadan şiir mi olur ya da eski tabiriyle nazım?!..

Sadece duygu değil şiirde bize sunulan, düşünce de var tabi. Özellikle öğretici olanlar ya da savaşı anlatanlar, toplumsal düzensizlikleri eleştirenler... Bütün bunları anlatırken, o anlatıyı şiir yapan estetiğidir, söyleyişidir, imgeleridir.

"Elin kapısında karavaş olan
Burunu sümüklü gözü yaş olan
Bayramdan bayrama tıraş olan
Berbere gelir de dükkan beğenmez" 
Kazak Abdal





26 Haziran 2016 Pazar

Denizde Ay / Halit Fahri Ozansoy


İndi solgun ve ılık
Ay ışığı denize
Bal rengi bir tatlılık
Çöktü gözlerimize

1891-1971 yılları arasında yaşayan Halit Fahri Ozansoy, Fecr-i Ati ve Milli Edebiyat akımlarından etkilenmiş, Cumhuriyet dönemi şairlerindendir. Milli Edebiyat döneminde başlayıp Cumhuriyet döneminde etkisini sürdüren Hecenin Beş Şairi içinde yer alır.

25 Haziran 2016 Cumartesi

Şiir



Biraz müzik, biraz resim, biraz da öyküdür, edebiyatın şımarık çocuğu şiir... İnsanı anlatır, bazen ölümle, bazen sevgiyle. Şiir ruhun şeker şerbeti, çılgınların anı defteri; şiir her devrin vazgeçilmezi...

İnsan, evren, toplum, savaş, ayrılık, düzen, barış, ille de sevgi... Her çağrıya kulak veren, imdada yetişen kalem lekesi şiir... Başlıbaşına sevginin ta kendisi...

Kirvem hallarımı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Ahmet Arif

20 Haziran 2016 Pazartesi

Çatışma ve Hayal Kırıklığı


Kedi bir kafese konur ve uzun süre aç bırakılır. Sonra kafesin içine bir parça ciğer konur. Kedi ciğere büyük bir iştahla ve bezgin bir açlıkla yaklaşır. Malum, ciğer onun en sevdiği yiyecektir ve o açtır... Zavallı kedi ciğere yaklaştığında, özel bir mekanizmadan sıcak buhar fışkırır ne yazık ki. Yeniden dener, tekrar yaklaşır; kuşkusuz her yaklaştığında buhar da fışkırmaya devam eder, hayvan bir türlü ciğere ulaşamaz.

2 Nisan 2016 Cumartesi

25 Ocak 2016 Pazartesi

23 Eylül 2015 Çarşamba

10 Eylül 2015 Perşembe

Hoşgeldin Sonsuzluk


Her şeyin bitiş çizgisi varmış
İşte sonuna geldik 
Can kafesi yırtılmaya yüz tutmuş
Sonuna geldik yılgın gecelerin
Karanlığın, bezgin aynaların, solgun tenlerin
Perdelerin arkasına gizlenen hiçliğin...
Uçmak vaktidir şimdi
Cennet kapılarına...

Ceset

Cesetimle Başbaşa


Önce gözlerimin değdiği şehirde
Ben şimdi cesedimle baş başayım
Yılgın hayalleri de gömün toprağa

Sonra ellerimin değdiği şehirde
Ben şimdi sessizlikle baş başayım
Beni de gömün toprağa

Şiirlerimi sarın koynuma
Kefen yapın üstüne yaşlı umutların
Gömün beni de, gömün toprağa



9 Eylül 2015 Çarşamba

Masalların İçi Boş

Bu Masalı Anlatmayın Kimseye

 “Bir varmış,bir yokmuş/Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde/Deve tellal iken, pire berber iken/Ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken…”
diye başlamadı hiç bu masal.


Anlatılamadı dilden dile
Kutulara saklandı
İzbe köşelere gizlendi

3 Eylül 2015 Perşembe

Son Nefes



Son nefes
Acımasız gardiyanın anahtar şıkırtısı
Mahkumiyetin en ağırı
Damarlara işleyen serumun acısı
Tüketilmiş sevdalar, umutlar
Ve alınan son nefes...

Bir boy beyaz Amerikan bezi
Biraz gözyaşı, nasıl bilirdiniz sorusu
Ardından kafesten uçan özgür kuş...

7 Ağustos 2015 Cuma

Ben Kimim?



Gotik bir dünyadayım şimdi
Kapı mı çalıyor, nedir bu tıkırtı?

Ellerini, gözlerini gördüm karanlığın
Sessiz çığlıklar etrafta
Eşsiz, düşsüz yankılanıyor gece
Siz karanlığa sarılırken
Ben sallanıyorum perde kordonunda

Neredeyim şimdi?
Bilinçaltından fışkıran
Bu irin de neyin nesi?

İçimdeki çılgın karanlık
İnliyor yine, gölgem nerede?

Kara tren geçiyor, perdeme vura vura
Raysız, ayarsız gidiyor
Camlara sinmiş duman
Siyahsız, hayalsiz gidiyor boşluğa
Bir tünelden geçiyor ellerim
Öylesine uzun ve hissiz
Ucu bucağı belirsiz

Bir el değiyor gözlerime ve biri daha
 Kapatıveriyor fersiz bakışlarımı
Yoksa 
Arkamda biri mi var?

Ecel mi değdi dudaklarıma
Nesin, kimsin sen?
Dirilişim misin
Yeniden hayata

Söyle sen kimsin, kimim ben?


19 Temmuz 2015 Pazar

Bana Göre... / Deneme

Hayata Dair


                “Hayat; kendisini alt edenindir.”    Friedrich Nietzsche 

Bunu söylerken Nietzche kaçıncı çılgınlığını yaşıyordu acaba?.. Orasını bilmem ama hayatı alt etmek diye bir şey yok bence!.. Yok öyle kadere yön vermek falan. Savaşmayacaksın hayatla, barışık yaşayacaksın evrenle, sana sunduklarına şükrederek... Bir tek göz verdiyse, onunla bakacaksın hayata, güzellikleri görmeye çalışacaksın. Yaşayacaksın belki tek kolla, iki koldan daha güçlü ve sevgiyle... Yaşayacaksın sana biçilen rol her neyse, onu en üst seviyede taşıyarak... Madem hayat bizim için planlar yapmış, çırpınmak boşa, onunla savaşmak yerine bu planların tadını çıkararak daima!..

27 Haziran 2015 Cumartesi

Yazmasam...


      Yazmasam çıldıracaktım belki de…


    Yazmak biraz da hayatı kanatmak değil mi ki, kirli kan aksın diye. Emer ruhun zehrini, sonra tükürür toprağa. Yazmak şifadır ruhuma.

26 Haziran 2015 Cuma

Açlık / Knut Hamsun / Roman




           “Her şey susmuştu, her şey. Sadece yukarıdaki sonsuz şarkı, havanın hiçbir zaman susmak bilmeyen, uzak, ezgisiz uğultusu mırıldanıp durmaktaydı.”

           Açlık, Knut Hamsun'un yayımlanan ilk kitabıdır ve anı anına yaşamını biraz da abartarak anlattığı öz yaşam öyküsel romanıdır. Bir ilk yapıttır o ama bir klasik olmayı da başarmış niteliktedir. Bir yandan açlık çeken bir yandan da var gücüyle yazan, yazdıklarını yayımlatmak için olağanüstü çaba gösteren genç bir yazarın öyküsüdür bu.

Küçük Prens / Antoine De Saint_Exupery


Küçük Prens 

          “Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan daha güçtür. Kendini yargılamayı başarabilirsen gerçek bir bilgesin demektir.”

      Çocuk gelişiminde zengin hayal dünyası olan kitapların önemi büyüktür. Bu öyküler aracılığıyla, yetişmekte olan gençler, hayal kurmayı ve düşünmeyi öğrenir. ‘Şimdi’ ile ‘olmayan bir dünya’yı iç içe yaşatan bu tarz kitaplar, onları felsefeye de yaklaştırır. Zira öykü aracılığıyla düşünmeye çağrı yoludur bunlar. İşte Küçük Prens romanı bu açıdan oldukça etkilidir. Arayış içinde olan çocukların ve gençlerin kendini tanıma ve geliştirme yolunda izleyecekleri en sağlıklı yol hayal etmektir. Hayal etmeyi öğretir bu öyküler. Bakış açısı kazandırır, felsefe kazandırır.

Arşiv

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *