ölüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ölüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2018 Cumartesi

Mavi





Ben mavi
Fezadan süzüldüm yastığınıza
Umudun, ışığın rengi
Sarı sabrın ikiz kardeşi
Öylesine mavi
Göğün kumral mavisi
Denizlerin laciverti
Bulutların gri mavisi


Ben mavi
Huzurun göbek adı
Sevmeyi de bildim ölümüne
Nefreti de ciğerlerim soludu
Ömrümü tüketme heveslilerine

Ben mavi
En gerçek adım bu benim
Yalanın karasından uzak
Meleklerin nur mavisi

Ben mavi
Işığımı görene 
Masmavi umudun rengi
Yüreğimi taşla ezene 
Akrebin zehir mavisi
Ölümün rengi


29 Eylül 2017 Cuma

Bütün İsimler / Jose Saramago


"...kuşlar da öter ve nedenini bilmezler"




İnsanoğlu, neyi neden yaptığı bilinemeyen garip bir yaratık. Yalnızlık, insanı tuhaf kararlar almaya iten güçlü bir duygu. Tutku, en yakıcı ateş. Adına tesadüf denilen ama asla tesadüf olmayan şeyler ise gerçek birer yönlendirici...

Saramago, ruhumuzu alt üst etmeye devam ediyor. Bütün İsimler romanı, baştan sona absürt ama bir o kadar da sahici bir hikayeyle karşımıza çıkıyor. Beklenmedik ufak tefek olguların insan yaşamını nasıl şekillendirdiğine şahit oluyoruz sayfalar boyunca. Korkular, saplantılar, tutkular ve meçhul yaşanmışlıklar eşliğinde...

Kahramanımız Nüfus Kayıt Merkez Arşivi memuru Don Jose, yaşamını ölüler ve yaşayanların kayıtlarını tutarak geçiren, göze batmadan ömür tüketen sıradan bir memur gibi görünüyor. Ancak sayfalar ilerledikçe ruhunun karmaşasının onda yarattığı itici güçle karşılaşıyoruz. Tekdüze ve yalnız hayatının sıkıcılığından garip bir şekilde kurtulmaya çalışıyor Don Jose, onu bu duruma itense anlaşılmadık tutkuları oluyor.

14 Eylül 2017 Perşembe

Amok Koşucusu / Stefan Zweıg


"Elimizde kalan son insan hakkı herhalde şudur: Canının istediği şekilde geberme hakkı... ve dışarıdan bir yardımla rahatsız edilmeme hakkı."


Pek çok türde olağan dışı ve oldukça etkili, yetkin eserler veren Viyana doğumlu Stefan Zweig, bir kez daha sarıp sarmaladı ruhumu. Yaşamı boyunca kafasını meşgul eden ölüm hakkını, eşiyle birlikte intiharına kadar devam ettiren yazar, bu eserinde de oldukça ilginç bir bakış açısı sergiliyor.

Amok, Malezya halkında görülen bir çeşit delilik, anlamsız saplantılar sonucu ortaya çıkan ölümcül bir delilik hali. Önce durgunluk, kararsızlık, kibir, nefret sonra da birden beliren koşma arzusu, kudurma belirtileri, tiz çığlıklar...

11 Ağustos 2017 Cuma

Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş / Jose Saramago



"... sonsuza dek süren bir şey yoktur, ölüm bile sonsuz değildir..."


Saramago yine roman içinde felsefe yapmaya devam ediyor. Ölümü ve yaşamı sorgulatıyor bizlere. Ölüm olmasa yaşam olur muydu, aslolan yaşam değil de ölüm mü yoksa? 

Hiç kimsenin ölmediği, ölümün görevden el çektiği bir yerde yaşanabilecek tek şey kaostur. Yaşamın temel kuralı alt üst olur, doğumlar devam eder, hastalar ne gidebilir ne de kalır. Sağlıkla ölüm arasına sıkışır insanoğlu ve giderek yığılma başlar o şehirde. İnsanlar ölümü arar hale gelirler, çaresizlik onları ölümün olduğu başka şehirlere taşır.

Yılın ilk günü başlayan "hiç ölen yok" krizi giderek büyür ve ölümün ortadan kalkması, insanlığın yüzyıllardır hayalini kurduğu ölümsüzlük arayışını büyük bir hayal kırıklığına dönüştürür. Zira kazalar, hastalıklar, felaketler devam etmektedir. Ölümün görevden el çekmesi, insanları genç, sağlıklı ve dinç kılmaz, tam tersi yaşlı, hasta, sakat ve ömrü bitmiş insanların arada kalması işkencesine dönüşür. Tabi her durumda olduğu gibi, fırsatçılar devreye girer. Mafya, devletle işbirliği yapar, yalanlar, talanlar çığ gibi büyür. Ölümü bekleyenler ailelerine ve akrabalarına yük olmaya başlar. İnsanlar ölmüyor ama zaman da durmuyor ne yazık ki!..

Ölüm ve ölümsüzlük hakkında pek çok şey söylenmiş, uğruna çabalar sarfedilmiş ama insanlığın beklediği hiçbir zaman böyle bir sonuç olmamıştır. Herkesi çaresiz bırakan bu durum, şaşkınlık yarattığı kadar çelişkilere ve ahlaki çöküşlere de yo açacaktır. Ölümün insanlar arasına geri dönüp görev başı yapmasıysa ayrı bir trajedi olarak karşımıza çıkacak tabi ki!..

Roman iki bölüm ve birbirine bağlı iki ayrı hikaye gibi düşünülebilir. Ancak Saramago'nun sayfa düzeni, bölüm başı, paragraf başı, noktalama gibi kurallara uymadığını düşünürsek, "ertesi gün hiç kimse ölmedi" sözüyle başlayıp bitiyor diyebiliriz.

"Ölüm yatağa döndü, adama sarıldı, o hiç uyumazdı ama bu kez daha ne olduğunu bile anlamadan uyku göz kapaklarını yavaşça örttü. Ertesi gün hiç kimse ölmedi."



Farklı bir anlatım tekniği var yazarın, buna artık alıştık hepimiz. Felsefesi de oldukça farklı, hayatı, dinleri, yaratılışı, var oluşu, yok oluşu, insani ilişkileri ve pek çok şeyi algılayışı... 

Başkaları ne hissediyor bilemem ama ben, Saramago okuyunca sahip olduğum her şeyin kıymetini bir kez daha anlıyorum ve her şeyi yeniden sorguluyorum. Bu da çok hoşuma gidiyor. Eğer hiç Saramago okumadıysanız, bence siz de bir deneyin!

1998 Nobel Edebiyatı ödülünün sahibi Saramago, en sevdiğim yazarlar listesinde üst sıralarda yer almaya devam ediyor. Favori kitabımsa hala Körlük. Saramago'yu yıllar önce Körlük'le tanıyıp sevdim, diğer kitaplarını ise yeni keşfediyorum, ne yazık ki!.. Kabil ve Filin Yolculuğu'ndan sonra Ölüm Bir varmış Bir Yokmuş geldi elime. Artık Saramago adını duyunca, mutlulukla elime alıyorum kitabı, tereddütsüzce... Sanırım sırada Görmek var, onu da hevesle okuyup anlatacağımdan eminim.

29 Temmuz 2017 Cumartesi

Sen Ölünce Kim Ağlar / Robin Sharma



"Yaşamın trajedisi ölüm değil, yaşarken içimizde ölmesine izin verdiklerimizdir."



Hepimiz hayatın anlamını arayıp duruyoruz. Ama aslolan ve tek gerçek olan ölüm belki de...

25 Mart 2017 Cumartesi

Sessizliğin Ölümü



Mavi beyaz bir göğün altında
Sessiz ve şaşkın bir serçe ağlıyor
Bir çağlayan akıyor, isteksizce bir yanda
Koca çınar yan yatmış öte yanda
Dallar yorgun, küskün
Ve bakıyor bir serçe, üzgün
Ne anlamsız bir mart ayazı bu
Hani nerede bahar?!..

19 Mart 2017 Pazar

Çanakkale


sessizce uyurmuş şehitler
şehit ne demek baba?
toprak kızıla boyanırmış savaşta
denizler de mavi kızıl olurmuş
denizi kim boyar ki baba?



babam,

savaş ne,kan ne,ölüm ne

neden hiç mektubun gelmiyor

parmakların duruyor mu baba?






19 Ekim 2016 Çarşamba

Sabahattin Ali


Kürk Mantolu Madonna


"Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır."

İnsanlar, ne bulacaklarını tahmin ettikleri şeyleri araştırır genellikle. Sabahattin Ali de bu genel yargıya katılmaktadır. Ne var ki, tesadüfler de insanı bazen, içinde ne olduğunu bilmediği şeylere yöneltir. İşte roman kahramanı ile böyle karşılaşmıştır anlatıcımız. Raif Efendi'yi tanıması, böylesi bir tesadüfün hediyesidir aslında.

13 Ekim 2016 Perşembe

MARINA FIORATO / ŞİFACI

Venetian Contract


Okuyacak kitabım kalmadı diye sızlanırken bir dostum, elinde bir paketle çıkageldi. Bir edebiyat sevdalısına verilecek en güzel hediyeyle... 

Kitap her zaman en yakınım, en büyük eğlencem, çoğu zaman da sığındığım bir liman olmuştur. Kimi zaman öğrenmek için, kimi zaman eğlenmek için ama en çok da dertleşmek için hep yanımdadır kitaplar, en dara düştüğüm anlarda bile. 

Sadece okumak için değil, vizyon edinmek, yeni eski farklı dünyalar tanımak, ruhen rahatlamak, en önemlisi de, hoşça ve dolu dolu zaman geçirmek isteyen herkese verilebilecek en güzel hediye bir kitap olsa gerek. Çok şanslıyım ki, hâlâ bana kitap hediye eden yakınlarım ve dostlarım var.

"Yarının ne getireceğini kimse bilemez ama umutlu ve cesur olup her şeyin yolunda gideceğine güvenmek zorundasın."

29 Haziran 2016 Çarşamba

21 Haziran 2016 Salı

Eğer Bir Yolu Varsa


eğer bir yolu varsa
merdiven dayayacağım
bulutlara
taht kuracağım bir kuşun 
kanadına
şeker atacağım ölü çocuklara
ve gülmeyi öğreteceğim 
yeni doğanlara

8 Haziran 2016 Çarşamba

Türkü


Eskiden beri türkülerin yeri ayrıdır gönlümde, zira her duyguya bir karşılık vardır onlarda. Ezgileri başka türlü işler içime, sözleri başka türlü... Doğa, kahramanlık, törenler, ölüm, ayrılık, aşk, iş türküleri... Ne türden ararsanız var yani. Kimi eğlenceli kimi acıklı türküler, her zaman benim baş tacım oldu. Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun dediği gibi: " Köy türküleri, dilimizin tuzu biberi"...

Köprüye varınca köprü yıkıldı
Üç yüz atlı birden suya döküldü
Nice yiğitlerin beli büküldü

Nettin Kızılırmak allı gelini
Gelini gelini benim yarimi

Ağıtlar, acı ve vakitsiz ölümleri anlatan türkülerimizdir. Hastalık, cinayet, kaza gibi nedenlerle yaşanan ölümler için yakılır. Daha çok da çocuk ve genç ölümlerini anlatır. Sözleri kadar ezgileri de acıklıdır. Kızılırmak köprüsünün yıkılmasıyla boğularak ölen Hürü gelin ağıtı gibi... Bazıları da o kadar eğlencelidir ki, her duyduğumda içimi bir neşe kaplar, gülerim.

Sabahleyin erken çifte giderken, aman aman
Öküzüm torbadan düşmüş gördün mü?

Manda yuva yapmış söğüt dalına, aman aman
Yavrusunu sinek kapmış gördün mü?


Edebiyatımız koca bir derya, çeşitli ezgilerle söylenen anonim halk şiirinin bir parçası olan türküler de bu enginliğin içinde ışıldayan bir hazine. Söyleyeni belli, aşık tarzı ürünlerinden olan türküler de var bu deryada. Hem anonim hem aşık tarzı ürünlerinde var olan bu tür, Türk edebiyatının en zengin alanıdır.

Bentleri, yapı ve sözleri bakımından iki bölümden oluşur. Birinci bölüm, türkünün asıl sözlerinin bulunduğu, diğeri ise, kavuştak dediğimiz bağlama dizelerinin bulunduğu bölümdür. En çok akılda kalan bölüm bağlamayı yapan nakaratlardır, o nedenle de çoğunlukla bu kavuştak dizeleriyle adlandırırız türkülerimizi. Tabi sadece dörtlüklerden oluşan kavuştaksız türkülerimiz de var ya da üçlüklerle kurulanlar, mani tipinde olanlar, karşılıklı konuşma şekinde olanlar, beyitlerle kurulanlar vs.

Senin yazın kışa benzer
Bir sevdalı başa benzer
Çok içmiş sarhoşa benzer
Duman eksilmeyen dağlar

A dağlar ah ulu dağlar
Eşinden ayrılan dağlar

Her birinin ayrı bir hikayesi, bir yaşanmışlığı vardır. Her biri yüzyılları aşarak günümüze ulaşmış bizden kopan ve bizi tamamlayan parçalardır. Müziğin her türlüsü değerli tabi ama türküler bir başka vesselam. Benim gönlümde bağlama sesinin yerini alacak bir başka saz yok, bağlama ve türkü, hele bir de duygusalsa, alır götürür başka diyarlara...

Sen de gider isen bizim illere
Sana neler diycem dur seher yeli
Tanrı emanetim yare bir selam
Götür bir tenhada ver seher yeli

...

Eser seher yeli sabaha yakın
Nazlı yar uykuda uyarman sakın
Açılmış gerdanı benlere bakın
Düşünde ne görür sor seher yeli




7 Haziran 2016 Salı

Sizin İçin Seçtiklerim 6


Emily Dickinson / 1830-1866


"Bir kitap okuduğumda -bedenimin hiçbir ateşin ısıtamayacağı kadar üşüdüğünü hissedersem- şiirle karşılaştığımı anlarım." E.D.

19. yüzyıl Amerikan şairlerinin en büyüğü kabul edilir. Ölümüne kadar şiir yazmış ve neredeyse tüm şiirleri yayımlanmıştır. Çocukluğundan itibaren yoğun duygular yaşayan şair, yaşadığı acıları sanatın olağanüstü gücüyle atlatmaya çalışmıştır.

3 Haziran 2016 Cuma

3 Haziran



3 Haziran 1963... Nazım Hikmet öldü, memleketinden uzakta, Moskova'da... 


Bir yandan cellatlar girdi araya
Bir yandan oyun oynadı benimle
bu melun felek
Kısmet olmayacak, Memedim, oğlum
Seni bir daha görmek

Arşiv

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *