yürek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yürek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Haziran 2016 Cuma

Başarı


Direksiyonda biz olsak da, her zaman elimizde mi ki her şey?!..  Yol ve yol arkadaşlarının kalitesi  ve ayağımıza takılan taşların büyüklüğü de önemli tabi. Biraz da talihin iyi olmalı ki...

Eğer her şeye rağmen mutlu olabiliyorsak,  yani gerçekten mutluysak, yasaklanmamışsak mutluluğa; yürekten gülebiliyorsak, vicdan duvarına çarpmadıysa yaptıklarımız, başarılıyız demektir. Zira hayatta en büyük başarı mutluluktur bence, huzurdur, göçüp giderken son nefesi rahat verebilmektir başarı... 

"Başarı: Çok ve sık gülmek, çocukların sevgisini ve akıllı insanların saygısını kazanmak, içtenlikli eleştirilerin kıymetini anlamak, kötü arkadaşların yoldan çıkma girişimlerine dayanabilmek, güzeli anlamak, başkalarında en iyiyi bulmak, sağlıklı bir çocukla güzel bir bahçe ya da saygın bir sosyal durumla biraz daha iyi bir dünya bırakabilmek, HATTA BİR TEK KİŞİ BİLE OLSA, BİRİLERİNİN SİZ YAŞADIĞINIZ İÇİN DAHA RAHAT NEFES ALDIĞINI ÖĞRENMEKTİR." 
                                                                                                                
                                                                                                                             Ralph Waldo Emerson

2 Haziran 2016 Perşembe

O Yer


Bir yer var biliyoruz işte!.. Hepimiz için gidilecek bir yer var ve orası son durak... Adım adım yaklaşıyoruz bak her nefeste... İşte orada, tam da o anda, mümkün olacak  her şeyi söylemek ve tüm gölgeler silinecek.

7 Mayıs 2016 Cumartesi

Christy Brown


"Çevremdeki hiçbir şeyi fark etmeden ve bir saat bile ara vermeden, neredeyse soluk almadan yazdım. İçimdeki farklı kişiyi hissettim. Artık mutsuz değildim. Kendimi hayal kırıklığına uğramış ya da susturulmuş hissetmiyordum. Özgürdüm, düşünebiliyor, yaşayabiliyor, yaratabiliyordum... Kendimi rahatlamış, huzur içinde hissediyor, kendim olabiliyordum... Dans etmenin zevkini tadamıyorsam da, yaratmanın coşkusunu biliyordum."  Christy Brown

27 Nisan 2016 Çarşamba

Söz ve Anlam Sanatları 3 / Teşhis ve İntak


Masal, fabl ve şiirlerde sıkça rastladığımız bu iki sanat çok sevilir. insan dışındaki varlık ve nesneler, edebi metinde kişileştirildiğinde teşhis, kişileştirilenler konuşturulduğunda da intak sanatı yapılmış olur. Özellikle hayvanların insan gibi davranması ve konuşması, bitkilerin hislerinin olması vb. durumlar edebi esere farklı bir sıcaklık katar. Sanırım sevilme ve sıkça kullanılma nedeni de budur.

2 Nisan 2016 Cumartesi

Kuşlar ve Çocuklar


Yol yorgunu kuşlar
Bir tarlada konakladılar
Ekmeksiz, aşsız yol yorgunu
Çocuklar, kuşlarla arkadaştılar

26 Mart 2016 Cumartesi

Kallavi


Bana bir çay demle, şöyle sıcak ve demli
Yanına koyma şeker, gerek yok
İçten bir gülümseme yeter

Balkona kur masayı, denize nazır olsun
Üstüne ılık, sevdalı bir rüzgar...

11 Şubat 2016 Perşembe

İnsan




"beni asmak istiyorlar, büyük kara kargalar" 
 (Film repliği)



İnsan doğmak kolay da zor olan bu postun içinde insan kalabilmek.  Doğarken aynıyız aslında, biraz şanslıysak, elimiz ayağımız tam doğmuşsak, tamam işte. İster beyaz, ister buğday olsun ten ya da siyah... Kaş, göz, boy, pos... Ne fark eder, post insan postu sonuçta, ilk bakışta insan işte, hani şu üstün yaratık saydığımız: İnsan!..

31 Ocak 2016 Pazar

Ağlama


Delemez taşı bazen
Bir asır geçse de suyun okşayışı

Durak

   
Bir gün daha soldu
Kahır bahçesinde
...


Son durakta inecekti adam, biliyordu, yakındı menzile. 80'lerini yaşıyordu ama yine de... Nefes aldığı sürece devam ediyordu işte, her biten gün bir gülü daha soldurmaya. Ömür diye bahşedilen ceza ne zaman bitecek bilen var mıydı ki, yaşıyordu işte!..

Zordu yürümek, yıllara inat dimdik duran bedenine rağmen, ruhun yükünü taşımak çok zordu. Bilinmeyen kervana katılıp yola düşene dek sürükleyecekti bu yüreği, bilinmeyen diyarın geç kalmış yolcusuydu artık.

Görüntüde dipdiri, capcanlıydı ya, yüreği otuzuna varmadan yaşlanmıştı aslında. Ama yine de kalktı ayağa. Giyindi tertemiz, tıraş oldu, sağlıklıydı ilk bakışta. Oysa çoktan ruhunu teslim etmişti ya, yine de yaşıyordu işte! Ona nefes aldıran kitaplardı, yazma hevesiydi, her şeyi anlatma, bitmeyen bir açlıkla okuma, hiç durmadan yazma...

Bir kahve istedi Pembenur'dan, kahvaltı niyetine de iki dilim kızarmış ekmek. Geçti masanın başına, gençlere inat bir aceleyle. Çağ dışı kalmıştı biraz da, kalem ve kağıtla dostluğunu bitirememişti hala. Açtı kara kaplıyı, başladı yazmaya.

Bitirmeliydi, bu kitabı gitmeden bitirmeliydi. Son adımı atmadan yazmalıydı her şeyi. Yazdıkça hafiflemese de kambur, biraz rahatlıyor gibiydi, onun için yazmalı, gitmeden bitirmeliydi. İnmeden dostun kucağına, kapanmadan perdeler, yazmalıydı...

En başından, eldiven hikayesinden harlanan son aleve kadar...

_ Bulamıyorum, nerede bu, eldivenin teki yok, yok işte!

Elza, duymuyor musun, Elzaa? Sana söylüyorum, geç kalacağım, eldivenin tekini bulamıyorum.

Ölüm uykusuna mı yattın Elza, haydi, bakıver, yayın evine geç kalacağım!

Öfkeyle, telaşla odaya daldı adam, beyninde bir uğultu vardı. Gerçekten de yatıyordu karısı, oysa bu kadar gürültüye uyanmış olmalıydı.

_ Uyan Elza, hadi geç kalıyorum, uyan tatlım!

Uyuyor muydu gerçekten? Ölü gibi yatıyor Elza, ölüm uykusu gibi ağır, kıpırdamadan... Sol kolunda on günlük Yosun bebek. 

_ Böyle yatılır mı, nefessiz kalacak Yosun, uyan Elza!

Yatıyor kadın, ecelsiz, ölüm uykularında, ne Yosun ne de bağırıp çağıran kocası... Sessiz bir alemde şimdi, umarsız, yatıyor sadece. Uyuyor Elza, nefessiz uykularda.

Beyninde savaş vardı artık, duyup da anlayamadığı sesler... Yayın evini falan unutmuş boş bakıyor, bomboş... Nerede olduğunu düşündü bir an, böyle vakitsiz, sebepsiz, neler oluyordu, uğultular var beyninde, sadece uğultuları duyuyordu ama anlayamıyordu. Sesler, gürültülü ve iğrenç sesler...

Soldan bir yel esti, ölüm hafifliğinde, gidiyordu Elza, son kez baktı eşine. Sonra Yosun'a bir buse, ana dudağından bir buse...  Ve çıkıp gitti, adam ne olduğunu anlayamadan.

Ağlamaya başladı Yosun, titrek bir ağlama tutturdu. Ağlattı babasını da. Gitmişti Elza, bir fısıltı gibi, hırsız gibi, çıkıp gitmişti sessizce. Kucağında Yosun, şaşkın, kalakaldı adam. Yosun bağıra bağıra ağlıyordu şimdi, bebek işte, belki korkudan, belki açlıktan.

Kucağına baktı yine şaşkın, bir de karısının yattığı yere. Nefessiz yatıyor kadın, belli ki gitmiş bilinmeze. Bomboştu adamın içi, sonra şeytan kaçtı içine. Beyni bulandı, sisler sardı yüreğini, uğultu artıyordu git gide.

Çıktı ölüm odasından, camı açtı, soluksuz bir nefes aldı, kara bulut kaçtı ciğerlerine, kapkara... Şeytan fısıldadı beynine. Salona gitmek istedi, sessiz, uzun bir yürüyüşle ulaştı ancak, hiç bitmeyen, sonsuz uzunlukta ve beyninde uğultularla.

_ Şömineyi yakmalıyım, yakmalıyım...

Oysa hiç üşümüyordu, temmuz sıcağı. Şömineyi yakmayı geçirdi yine beyninden, Yosun'u bıraktı kanepeye, artık ağlamıyordu, belki de uyumuştu. Yosun gözlü bebek, susmuştu. Babasının yosun gözlü sevdası, yaşam ağacı, susmuş bekliyordu.

Şömine tutuştu, bir ferahlık doldu adamın içine, alevler öyle güzeldi ki... Yeniden başladı ağlamaya Yosun bebek, can havliyle bağırıyordu adeta, çığlık çığlığa...
Adam tekrar aldı kucağına, sesler, beyninde bağırıp duran deliler. Binlercesi, hep bir ağızdan bağırıyorlar: Yak, yak, yak...

Yaktı, kendini değil ama yaşam ağacını... Artık ne Elza ne Yosun ne de yaşayan umutlar, hayaller... Aleve düştüğü anda sustu Yosun, cayır cayır sustu, sustu da yandı, yandı Yosun, doğduğu yaşta kaldı.

Sonrası malum ama onları da yazacaktı, yirmi üç yıl süren tımarhane anılarını, hapları, şokları en çok da kabuslarını... Hepsini yazacaktı.

29 Kasım 2015 Pazar

Ağır Geldi Bana




Ağır gelir mi tenindeki diken
Kan kırmızı güzel gül?
Söyle!
Yaprağındaki yağmur damlası
Ya güneşin kızgın ışığı
Ağır geldi mi hiç yüreğine?
Can evin yandı mı çorak toprakta
Yitirdin mi bir goncayı
Zamansız bir zamanda
Boynunu büktü mü hiç
Gül olmanın ağırlığı?

Oysa, zaman nasıl da
Ağır geldi bana
Yağmur, güneş, bütün alem...
Yürek ağır, beden ağır
Ve öylesi
Çoraklığı bahtımın

Gel birlikte yanalım!

3 Eylül 2015 Perşembe

Anlatmak Zor

Ne zor anlatmak kendimi
...
Begonyanın rengini soldurdu geceler
Menekşenin kokusu dindi
Elleri çamurlu
Dikenli tellere takılmış teni
Anlatmak zormuş beni

Hangi Ara Yaşlandık Biz

Gönül

Sonbahar yapraklarını son ezişimdi,
Eylül hüznüyle umut kokusu birbirine sinmişken
Ve yorgun yüreğim yitirdiklerini anarken
Rüyalarda…
Mutluluk neydi, nasıldı çocukça coşmalar,
Papatya falları neden titretirdi yüreğimizi,
Nedendi sevmeler ve
Gözleri açık hülyaya dalmalar?

23 Ağustos 2015 Pazar

Yas ile Sevinç / Deneme


"Karac’oğlan, size bakar sevinir
Sevinirken kalbi yanar gövünür
Kımıldanır hep dertlerim devinir
Yas ile sevincim yıkışır dağlar.”

29 Temmuz 2015 Çarşamba

En Derine...

En Derine…


Bakıyor, gözlerimin ta içine
Can kafesimi sarmış, ömrümü hapsetmekte
Öyle masum ki, güneşten de yakıcı
Ay parçası yüzüyle, gönlümün ta içine
Bakıyor en derinlere

10 Temmuz 2015 Cuma

Erich From / Sevginin ve Şiddetin Kaynağı

 Erich From

   
             Sevginin ve Şiddetin Kaynağı, Eric From’un diğer kitaplarında yer alan bazı düşünceleri geliştirmek amacıyla yazmıştır. Görüşlerini Freud’un kuramlarıyla da desteklemeye çalışır. Ortadoks bir Freud’çu olmadığını söylerken bir yandan da onun temel bulgularını geliştirerek kullandığını gösterir.  Kitapta Freud’un narsizm, ölüm içgüdüsü gibi bulgularının yeni bir görüş çerçevesinde anlam kazanacağını savunur.

Kiraz

              
              Dağların eteklerinde, derme çatma  küçük bir kulübede yaşıyordu Kiraz. Yürüye yürüye yolu yarılamıştı sessizce, yürüyordu zirveye... Vardığında oraya, gidecek bir yer kalmayacaktı artık.  Geriye dönüp bakacak ve bir yıldıza tutunup gidecekti gerçek boşluğa. Şimdilik yaşıyordu, bir dağın eteğindeki nehir kıyısında...

             Sildi süpürdü evini her sabah, bugün de yaşanacak şeyler varmış, ‘ya nasip’  diyerek. Ne umudun elini bıraktı ne de eksik tuttu hayatı sevmeyi. Herkesin ruh ikizi olmazmış, o da yalnız gelenlerdendi, yalnız gidecekti…

25 Haziran 2015 Perşembe

Mektup / Öğüt

Hayali Mektup


          Sevgili kızım,

     Sana deneyim çekmecemden bir tutam söz sunmak istiyorum; zira  akıllı insan, başkalarının deneyimlerinden yararlanıp hayata kendi penceresinden bakmayı bilendir. Sen akıllı kal bu hayatta! Bir dönüm noktasına geldiğin bu günlerde yaşanmışlıkların kitabını oku ve aç pencereni, bu deneyim tarlalarına kendi tohumlarını ek! Ömür, dört yol ağzından ve keskin virajlardan ibaret, gönül gözünü hep açık tut!

22 Haziran 2015 Pazartesi

Serapsız


Düşleri kovalarken ömür garında
Raylara saplanıp kaldı gece
Yolun menzili belli değil
Şarkılar ritmini yitirmiş
Ve bir de dikenli teller…

Olimbera

Ey Olimbera’m dinle beni!

Sen ki Olimbera!
Işık saçarken etrafına
Dilindeki gülleri ben derlerim
Sakın meraklanma
Küçük denizim ol
Yelken açar süzülürüm
Sana Olimbera

21 Haziran 2015 Pazar

Kardeşçe / Deneme

Kardeşçe…

           Kardeşçe bakalım evrene, gönül diliyle. Öfkeyi gömelim de, neşeyle tutuşalım el ele. Savaşları bitirip barışa kucak açalım sevgiyle... Bulutlarla raks edelim, meleklere kardeş olalım da, huzurun şiirini yazalım. Aynı yolun yolcusuyuz nasılsa. Hangimiz girmeyeceğiz ki toprağa?!.. 

Arşiv

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *